Yrd. Doç. Dr. KADİR TUNA
Ajanda
Kadir Tuna Hakkında
Konuşmalar
Basından
İletişim
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İKTİSAT FAKÜLTESİ
Ekonomi Bülteni
Köşe Yazıları
İyi Yönetim Rehberi
Bankacılık
Finans Yorum
Finans Yorum
ONUNCU YILINDA BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU Eylül 2010
 

BDDK Sonrası Bankacılık, Küresel Vizyon Kazandı

 
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Türk bankacılık sektörünün yeniden yapılanmasının tarihi gibi... 10. Yılını kutlamaya hazırlanan kurum, sektörün yeniden yapılanma sürecinde en önemli görevi yerine getirdi.
 
 
 
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu(BDDK) bu yıl onuncu kuruluş yıldönümünü kutluyor. Geçen on yıl Türk bankacılık sektörü için önemli bir dönüm noktası oldu. 1990’lı yıllar bankacılık sektöründe dalgalanmaların yoğun hissedildiği dönemdi. Ogünlerde sektöre ilişkin yapılan temennilerin bugünlerde gerçekleşiyor olması gelecek on yıl için umutları daha da artırmakta. Bankacılık sektörü tarihinde yaşanan bu kırılma döneminin nedenlerini hatırlamak için biraz gerilere gitmek gerekecek. Türkiye’de korumacı politikaların ardından 1980’li yıllarla birlikte gelen finansal serbestleşme gerek reel sektörün gerekse finansal piyasaların düzenlenmesi ve denetimini sağlayacak bir yapının gerekliliğini işaret etti. Bu yapıyı denetleyecek kurum elbette kamunun kendisi olacaktı. Bu ihtiyaç özerk kurumların başka bir ifade ile bağımsız idari otoriteler ortaya çıkmasını sağladı.
 
 
 
Özerk kurumların en yaygın biçimde yer aldığı ülke ABD’dir. Bu ülkede ilk özerk kurum 1887 yılında kurulan Intersate Commerce Commission’dur. Dünyada özerk kurumların yaygınlaşması ya bir kriz ya da küresel bulanım sonrası artış göstermiştir. Tıpkı 1929 bunalımı sonrası ABD’nde özerk kurumların yaygınlaşmasında olduğu gibi. Bugün bu ülkede 100’den fazla ticari ve finans hayatını düzenleyen özerk kurumlar bulunmakta. Özerk kurumlar düşünülenin aksine elinde sopayla piyasaları hızaya sokan, ceza yağdıran kurumlar değildir. Esas amaç piyasanın işleyişi için gerekli olan tüm düzenleme ve ilkeleri belirleyerek sağlıklı işleyişi sağlamaktır.
 
 
BDDK İle Sektörde Açılan Yeni Sayfa
 
 
 
Türkiye, özerk kurumlar ile ilk olarak banker krizi sonrası 1981 yılında kurulan Sermaye Piyasası Kurulu ile tanıştı. Ancak bankacılık sektörünün düzenleyici yapının kuruluşu bu kadar hızlı olmadı. 1994 krizi sonrası sarsıntı geçiren bankacılık sektörünü yeniden düzenlemek amacıyla 1999 yılında 4389 sayılı Bankacılık Kanunu yürürlüğe girene kadar. Bu yasanın bankacılık sektörü için en önemli anlamı BDDK’nın kurulmasına karar verilmiş olmasıdır. BDDK bu yasaya dayanarak 2000 yılının Ağustos ayında faaliyetlerine başladı. BDDK öncesi bankacılık sisteminin düzenlenmesinde ve denetiminde parçalı bir yapı bulunmaktaydı. Hazine Müsteşarlığı, bankacılığa ilişkin ikincil düzenlemelerin hazırlanmasında, yerinde denetimlerin gerçekleştirilmesinden ve bankalara yönelik idari ve cezai yaptırımların uygulanmasından sorumlu iken, Merkez Bankası da bankaların uzaktan gözetiminden ve tasarruf mevduatını sigorta eden Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) idare ve temsilinden sorumluydu. BDDK’nın faaliyete geçmesi ile birlikte Hazine Müsteşarlığı bünyesinde buluna tüm düzenleme ve denetleme yetkisi ve Merkez Bankası bünyesinde bulunan TMSF’nin idaresi ve sorumluluğu BDDK’ye devroldu. Artık düzenleyici otorite olarak bankacılık sektöründe yeni bir dönem başladı. Ancak tamda BDDK’nın faaliyete başladığı 2000 ve 2001 yıllarında bankacılık sektörü tarihin en ağır krizi ile karşı karşıya kaldı. Fona devredilen banka sayısının hızlı artarken diğer taraftan düzenlemeye ilişkin eksiklerin giderilmeye çalışıldı. O süreçte 2003 yılında önemli bir karar alınarak TMSF, BDDK’nın bünyesinden ayrı bir kurum olarak faaliyetlerini sürdürmeye başladı. Böylece sistemi düzenleyen kurum ile sistemi sigorta eden iki kurumun faaliyetleri ayrılmış oldu. Bunun neticesinde BDDK’nın bankacılık sistemine odaklanması sağlanmış oldu.
 
 
 
BDDK Sonrası Yeni Dönem
 
 
2000-2001 krizinin ortaya çıkardığı fatura oldukça ağır oldu. O dönemde 23 banka fona devredilirken yaklaşık 50 milyar dolar bankaların yeniden yapılandırılmasında kullanıldı. 1990’lı yıllarda 70’lere kadar ulaşırken sistem dışına çıkan bankaların artması ile sektör giderek küçülmeye başladı. Krizin etkisi ile insan kaynağına ve teknolojiye yapılan yatırımlar bir süreliğine de olsa durdu. Bu dönemde BDDK çok genç bir kurum olmasına rağmen sektörü tekrar daha da güçlü kılacak hamleleri yapmaya başladı. Nitekim 2005 yılında 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve ardından hızla ilgili yönetmelikleri çıkarmaya başladı. Bankacılık sektörü, Avrupa Birliği Direktiflerine ve Basel normlarına uygun düzenlemeler ile tanıştı. BDDK burada çok önemli bir fark ortaya koydu. Yasanın taslak aşamasında ilgili tarafların görüşlerini alarak yasanın ilgili kesimler tarafından sahiplenilmesini sağladı. Özerk bir kurumun düzenleyici piyasa ile iletişiminin nasıl olması gerektiğini gösterdi.
 

Bugün 49 bankanın faaliyet gösterdiği 908,6 milyar TL aktif büyüklüğe ulaşan bir bankacılık sektörü var. Türk finans sektörünün aktif büyüklüğünün % 81,2’i bankalara aittir. BDDK’nın denetimine tabi kuruluşlar olan bankalar, faktoring, finansal kiralama ve finansman şirketleri ise toplamda finans sektörünün % 84,1’ini oluşturmakta. Bankacılık son on yılda güçlü bir sermaye yapısı, düşük takipteki alacak oranını, tamamına yakını finansal koruma altına alınmış yabancı para açık pozisyonuna ve yüksek karlılık düzeyine sahip bir sektör haline geldi.
 
  
 
Bankaların Öncü Kuvveti Ödeme Sistemleri
 
 
Son on yılda sektör en büyük yatırımını inovasyona yaptı. Burada en büyük payı da ödeme sistemleri aldı. Artık müşteri odaklı bankacılığın esasını oluşturan ödeme sistemleri hızlı büyümeye devam etmekte. ATM sayısı 2000 yılında 11.397 adet iken 2009 yılında 23.952 âdete ulaştı. Ortalama ATM sayısı, 2000-2009 döneminde, büyük ölçekli bankalarda 2, orta ölçekli bankalarda 2,5 kattan fazla bir artış gösterdi. Banka bazında verilerin derlenmeye başladığı 2002 yılında POS 489.213 adet iken 2009 yılında 1.731.397 adete ulaştı. Söz konusu dönemde toplam POS sayısındaki artış 3,5 katı aştı. Toplam kredi kartı sayısı 2000 yılında 13.372.600 adetten 2009 yılında 44.392.600’e ulaştı. Böylece toplam kredi kartı sayısı, 2009 yılında, 2000 yılına göre 3,3 kat, 2002 yılına göre ise 2,8 kattan fazla artmıştır. 2000 yılında 29,5 milyon civarında olan banka kartı sayısının, 2009 yılında 65 milyona yaklaşmasını sağlamıştır. Ulaşılan bu rakamla, toplam nüfusa oranla bakıldığında, 2000 yılında her 2 kişiye bir banka kartı düşer gözükürken, 2009 yılında her 1 kişiye bir banka kartı rakamına çok yaklaşılmıştır.
 
 
 
Tüm bu rakamlara baktığımızda bu gelişim sürecini başaran Türk bankacılığın kendisi oldu. Ancak burada sektörün sermayesini, insan kaynağını daha iyi yönetmesinde yol göstericisi BDDK'dır. Artık sektörün gerçek anlamda bir küresel bir vizyonu bulunmakta.
 

 
AjandaKadir Tuna HakkındaKonuşmalarBasındanİletişim